O, Kerem Sahibi Yaratıcı Her şeye kaadirdir, galiptir. Bütün kâinatta böyle dilediği gibi tasarrufta bulunmak hakkı, onun tek olan zatına mahsustur. Hiçbir kimse, o Yüce Yaratıcının irâde buyurmuş olduğu şeye mâni olamaz. Ö. NASUHİ BİLMEN TEFSİRİ. 19 Açıklama Ayet Suresi Şûrâ Tefsir ve. Bağlantıyı al. İnşikakSuresi 13. Ayet Tefsiri. Şüphesiz o, (dünyada iken) yakınları arasında neşeliydi. Kaynak : İnşikak Suresi 14. Ayet Tefsiri. Zira o, hiçbir zaman rabbine dönmeyeceğini sanırdı. Kaynak : İnşikak Suresi 15. Ayet Tefsiri. Hayır, tam tersi! Rabbi onu şüphesiz görmekteydi. Kaynak : İnşikak Suresi 16-25. Ayet Tefsiri 16-19) Hayır! Şafağa, geceye ve onun topladığı şeylere, dolunay şeklini alan Ay'a yemin ederim ki siz halden hale geçersiniz. AlakSuresi 19. Ayet. Ayeti Dinle. Meal Ekle/Çıkar. Hepsini Seç/Sil. Tercihinizin bir sonraki oturumda hatırlanması için giriş yapmalısınız. b7Sl0. İnşikak kelimesi, 'şak' fiilinden türetilmiştir. Şak, bir şeyi ortadan ikiye bölmek anlamına gelirken, inşikak da ikiye ayrılmak demektir. Kuran'ı Kerim'de, Mutaffifin Suresinden sonra gelen İnşikak Suresi, 25 ayetten oluşur. İlk ayette göğün yarılıp parçalanmasından bahsedildiği için, sureye bu isim verilmiştir. Surede cennet ve cehennemle birlikte, mahşer günü neler olacağı detaylı bir şekilde SURESİ TÜRKÇE ARAPÇA OKUNUŞU VE TEFSİRİ!1- Gök yarılıp ikiye bölündüğünde2- Ve kendisine emredildiği üzere Rabbine kulak verdiğinde3- Yeryüzü, tüm tepeleri ve dağlarla birlikte dümdüz edildiğinde4- Ve içindeki her şeyi içine atıldığında5- İşte o zaman, mutlak olan gerçekleşecek ve her biriniz Rabbinizin huzurunda toplanacaksınız.İnşikak Suresinin 5. ayetinde Mahşer gününden bahsedilmektedir. O gün İsrafil, sur borusuna ilk kez üflediğinde, yeryüzündeki herkes yere düşüp ölecektir. İkinci kez üflediğinde ise o zamana kadar yaratılmış olan tüm insanlar ve cinler, dünyadaki iyi ve kötü amellerinden sorguya çekilmek üzere Allah'ın huzurunda toplanacaktır. O gün kafirler ve münafıklar için çok zor ve sıkıntılı geçecektir. 6- Ey iman edenler! Şüphesiz sen Rabbine dönmek için çok çaba sarf ettin sonunda mutlaka O'na ve tevhit inancına göre her şey Allah'ın zatının tecellisinden ibarettir. Halk arasında yaygın olarak kullanılan ''Hay'dan gelen Hu'ya gider sözü de bu anlama gelir. Hay ve Hu kelimeleri Allah demektir. Bu cümle Türkçeye''Allah'tan geldik yine O'na döneceğiz'' şeklinde tercüme O zaman kitabı sağ tarafından verilenler hüsrana uğramayacaktır.Kitabı sağdan verilenler, cennete girecektir. Ashabü'l Meymene ve Ashab-ı Yemin kelimeleri de kitabı sağdan verilenler ve cennetle müjdelenenler anlamına gelir. Cehenneme girecek ve orada ebediyen kalacak olan kişiler içinse ''Ashab-ı Yesar'' sözcüğü Onların hesabı çabucak Ve onlar sevinçle ailelerinin yanına Kitabı arkasından verilenlere gelinceİşlenen günahlara göre cehennemin 7 katından birine girilecektir. Örneğin başkalarının arkasından konuşan ve gıybet yapanlar Hutame'ye; münafıklar ise Haviye'ye girecektir.11- Onlar hemen yok olup gitmeyi Ayetlerimizi yalanlayanlar, büyük bir ateşin içine O dünyadayken sevinçli ve Kötü bir duruma düşmeyeceğini Hayır! Rabbi, onun tüm yaptıklarından haberdardı. Allah, A'lemdir. Her şeyi en iyi bilendir. Allah, Habir'dir. O her şeyin iç yüzünü bilir.16- İş sandıkları gibi değil! Geceye ve şafağa yemin Geceye ve insanlardan sakladığı her şeye18- Ve dolunay halindeki aya19- Siz, dünyada olduğunuz gibi kalmayacak, halden hal geçmeye devam Peki, onlar niçin hala iman etmiyorlar?21- Niçin yanlarında Kuran okunduğu zaman secde etmiyorlar?22- Hayır! Onlar iman etmek yerine yalanlayıp inkar Allah kalplerinde sakladıklarını Onlar çok yakında büyük bir azabı İman edenler müstesna! Onlar için sonsuza kadar devam eden büyük ödüller SURESİ OKUMANIN YARARLARI VE FAZİLETLERİİnşikak Suresi, cennet ve cehennemi anlattığı için kulun imanı tazelenir. Bu duayı namazlarda sık sık okumak ahiret hayatını hatırlatır ve dünyevi isteklerden uzaklaşılmasını sağlar. Gece yatmadan önce İnşikak Suresini 33 kez okuyanlar, korkulu rüya görmez. Bu sure Kadir Gecesinde okunursa edilen tüm dualar ve tövbeler Allah katında kabul edilir. İnşikak Sûresi 16-19. Ayet Tefsiri Hakkında Konusu Nuzül İnşikak Sûresi Hakkında İnşikâk sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. 25 âyettir. İsmini birinci âyette geçen اِنْشَقَّتْ inşekkat kelimesinin masdarından alır. اَلإنْشِقَاقُ inşikāk, “yarılıp parçalanmak” demektir. İçinde secde âyeti bulunan sûrelerden biridir. Mushaf tertîbine göre 84, iniş sırasına göre ise 83. sûredir. İnşikak Sûresi Konusu Kıyâmetin kopuşu esnâsında gökte ve yerde meydana gelecek korkunç hâdiseler, mahşer, amel defterlerinin dağıtılması, hesap, iyilere verilecek mükâfat ve kötüleri bekleyen ceza konuları kısa fakat son derece tesirli bir üslupla arz edilir. İnşikak Sûresi Nuzül Sebebi Mushaftaki sıralamada seksen dördüncü, iniş sırasına göre seksen üçüncü sûredir. İnfitâr sûresinden sonra, Rûm sûresinden önce Mekke’de inmiştir. فَلَٓا اُقْسِمُ بِالشَّفَقِۙ ﴿١٦﴾ وَالَّيْلِ وَمَا وَسَقَۙ ﴿١٧﴾ وَالْقَمَرِ اِذَا اتَّسَقَۙ ﴿١٨﴾ لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍۜ ﴿١٩﴾ Karşılaştır 16 Yemin ederim akşamın alaca karanlığına, Karşılaştır 19 Ey insanlar siz, tabakadan tabakaya binecek, biri diğeriyle bağlantılı halden hâle geçeceksiniz. TEFSİR Allah Teâlâ burada şafağa, gece ve içindekilere, dolunay halindeki aya yemin eder. Şafak, güneş battıktan sonra ufuktaki kızıllığın adıdır. Bu kelimenin gündüz mânası da vardır. “Gecenin içindekiler”den maksat, “karanlık, gecede yapılan iyi veya kötü tüm işler, gecede meydana gelen olaylar”dır. Şafak, gece ve dolunay, bu üç kelime aydınlıkla karanlığın bir arada bulunduğu zamanları ve kolay veya zor, iyi veya kötü çeşitli halleri ifade eder. Bunlara yemin edilerek, insanların gerek dünya hayatında gerekse kıyamet gününde birçok değişimler geçirecekleri, halden hale geçecekleri vurgulanır. Görüldüğü gibi üzerine yemin edilen varlık ve olaylarla insanın geçireceği değişim arasında sağlam bir irtibat bulunmaktadır. İnsanların tabakadan tabakaya binmesi, halden hale geçmesi hakkında şu izahlar yapılabilir Öncelikle insanın topraktan başlayıp devam eden yaratılışı tabaka tabaka, yani safha safhadır Toprak, çamur, çamurdan bir öz, menî, nutfe, alaka, mudğa, kemik, et, ruhun üflenmesi, şekilsizlikten güzel bir şekle bürünüş ve bambaşka mükemmelikte bir yaratılış, bebeklik, çocukluk, ergenlik, gençlik, olgunluk, yaşlılık ve ölüm. bk. Hac 22/5; Mü’minûn 23 12-14; Rûm 30/54; Mü’min 40/67 Dolayısıyla o hep gelişim ve değişim halindedir. Bir an bile aynı kararda durmamaktadır. Ölüm sonrası hayatı da böyledir. Kabir hayatı, dirilme, he­sap, ceza, cennet ya da cehennem. Orada da tekâmül yani cennette haz ve zevklerin derinleşmesi, nimetlerin daha da güzelleşmesi, Allah’a yakınlaşmanın artması veya tedenni yani cehenemde azabın gün geçtikçe daha acı ve çekilmez hale gelmesi devam eder. Mamafîh âyette insanlığın tarih boyunca geçirdiği medenî, kültürel, siyasî farklılaşmalara ve değişik safhalara da bir işaret bulunduğu söylenebilir. Bütün bunları yapan üstün kudret, şüphesiz Cenâb-ı Hakk’ın kudretidir. Dolayısıyla hem üzerine yemin edilen varlık ve olaylar, hem de insanın fert ve toplum olarak maddeten ve mânen geçirdiği safhalar, öldükten sonra dirilmenin olabileceğini ispatlayan açık delillerdir. Durum bu kadar açık ve ortada olduğu halde, hâla bir kısım insanlar âhirete inanmamakta direnmektedirler Kaynak Ömer Çelik Tefsiri 84-İNŞİKAK Gök yarıldığı veya parçalandığı vakit. Göğün İNŞİKAK'ı, bu âlemin değişmesi için yukarı tarafından gelen ilâhî emrin inmek ve gerçekleşmek üzere gökte ortaya çıkışıdır. Bunun başlangıcı çatlama, sonu da "O gün biz göğü, kitapların sayfasını dürer gibi düreceğiz." Enbiya, 21/104 âyetinde belirtildiği gibi dürülmedir. Sonra da "İlk yaratılışa başladığımız gibi yine onu iade edeceğiz." Enbiya, 21/104 buyrulduğu gibi iadedir. Bu şekilde yarılma bir taraftan dünya göğünün yıkımı, öte yandan ahiret semasının kuruluşudur. Yarılmanın başlangıcı, Fürkan Sûresindeki "O gün gök bulutlarla yarılacak ve melekler ard arda indirilecekler." Furkan, 25/25 âyeti mânâsınca göğün bulut ile yarılışı, meleklerin ard arda indirilişi ve böylece ilâhî emrin gelmeye başlayışı diye tefsir olunmuştur ki Bakara Sûresi'ndeki "Onlar buluttan gölgeler içinde Allah'ın azabının ve meleklerin gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar." Bakara, 2/210 âyeti gereğince "işin bitirilmesi" bunun tamamı demektir. Ğamâm, bulut veya ak bulut demek olan ğamâme'nin çoğuludur ki "Kâdi Hâşiyesi Şihâb"ta yazıldığına göre, göğün yarılması sırasında ortaya çıkacak ve içinde amel defterleri ile meleklerin ineceği bir sis olduğu söylenmiştir. Gök başlangıçta bir duman olarak yaratıldığı gibi göğün herhangi bir tarafında kütlelerin birinde Allah'ın emriyle vaki olacak bir patlamadan meydana gelecek bir bulut ile de gökte bir çatlama ve yarılma vuku bulmuş olur. Nitekim göğün çatlaması ile yıldızların yayılması beraber zikredilmişti. "Şihab"ta şöyle yazılıdır Bu âyetin "O gün gök bulutlarla yarılacak." Furkan, 25/25 âyeti ile tefsir olunması İbnü Abbas'tan rivayet edilmiştir. Bu rivayet olmasaydı burada bu tefsiri terketmek daha iyi olurdu. Çünkü "infiâl" kalıbından "inşikak" fiilinin tercih edilmesinde sonsuz kudrete ve sanki yarmaya ihtiyaç yokmuş gibi bir boyun eğişin bulunduğunu gösteren bir mânâ vardır. "Zeccâc "O gün gök yarılmış, sarkmıştır." Hâkka, 69/16 âyetinin mânâsınca, "kıyametin dehşetiyle yarılacak" demiş, bunun bulutla yarılma ile çelişki teşkil etmeyeceği de söylenmiştir. Hz. Ali'den gelen bir rivayette bu yarılmanın "mecerre"den olacağı söylenmiştir. Bazı eserlerde, "mecerre, göğün kapısıdır" diye rivayet edilmiştir. Gökbilimciler der ki "Mecerre, duyu organlarıyla görülemeyen birçok yıldızlardır." Mecerrelerin seçilemeyen birçok yıdız topluluğu olduğunda eski ve yeni astronomi âlimlerinin ittifakı var demektir. Yeni gökbilimcilerin de kanaatleri budur. Bazı aşırıya kaçanlar, "mecerrelerin bir takım yıldızlar olduğunu yeni gökbilimciler yeni teleskoplarla keşfetmişlerdir" zannına kapılarak ileri geri birçok söz söylüyorlarsa da bu yeni değildir. Kuşkusuz bunların oluşumunda dikkat çekici bir özellik vardır. Mecerreler bizim görebildiğimiz göğün en yüksek boyutunda özel bir mevkide olduğundan oradan başlayacak yarılmanın yukardan gelen bir yarılma demek olacağı da anlaşılır. Böyle bir çatlama ile başlayacak olan gök yarılmasının nihayet dürülme ve işin bitirilivermesine kadar gittikçe yayılan bir takım aşamaları vardır ki bunlar "O gün gök bulutlarla yarılacak." Furkan, 25/25, "Gök yarılıp da kızaran, yanan ve yağ gibi eriyen bir gül olduğu zaman." Rahmân, 55/37, "O gün gök yarılmış, sarkmıştır." Hâkka, 69/16 ve "Gök açılmıştır da kapı kapı olmuştur." Nebe', 78/19 âyetleriyle ifade edilmiştir. 2. Burada bu yarılma aşamalarının başlangıcından sonuna yani işin bitirilmesine kadar toptan hepsinin birden vaktine işaret olmak üzere her cümlede tekrar olunmayıp göğe ait olan ve fiillerinin hepsi bir , yere ait olanlar da bir altında toplanarak iki ile zikredilmiştir. Yani, gök yarıldığı ve Rabbini dinlediği vakit. Burada "üzün" yani kulak kelimesinden "kulak vermek, dinlemek" mânâsına olarak boyun eğme ve itaatle mecazdır. Nitekim dilimizde de kulak vermek; dinlemek, söz dinlemek, emir dinlemek, boyun eğmek ve itaat etmek mânâsında kullanıldığı gibi, şairin "Benim anıldığım bir hayır işittiklerinde sağırdırlar, duymazlar. Yanlarında bir kötülükle anıldığımda kulak verir, dinlerler." demek olan beytinde de bu mânâyadır. Yani, yaratılışın başlangıcında gök duman iken Allah ona ve yere "İkiniz de ister istemez gelin." Fussilet, 41/11 buyurduğu zaman "isteyerek geldik"Fussilet, 41/11 diye kendi arzularıyla ona boyun eğip bütün tabiatlarıyla var oldukları gibi, yarılma emri verildiği zaman da gök, bu emre hiç direnmeden hemen yarılıp Rabb'inin irade ve kudretinin etkisine boyun eğdiği ve dolayısıyla yarılmanın gerektirdiği hükümler meydana geldiği vakit, Gök ona layık kılınmıştır, yani göğün hakikatine, tabiatına yaraşan da odur. Çünkü ilk yaratılışında "isteyerek geldik"Fussilet/11 demiş; Allah'ın emrine itaat tabiatı olmak üzere vücuda getirilmiştir. Diğer bir mânâ ile o, semaya hak vacip kılınmıştır. "İster istemez gelin"Fussilet, 41/11 buyrulduğu için isteyerek boyun eğmese zorla boyun eğmeye mecbur olurdu. Onun için dinleyip isteyerek ve tabii olarak yarılmasa, zorla ve istemeden yarılırdı. Biri layık diğeri vacip olmaktan olan bu iki mânâya göre 'deki "vav" atıfa olmayıp, bu cümle bir ara cümlesi olarak nın etki sahasına giren şeylerden ayrı olmuş olur. Çünkü bu layık ve hak olma, gökte yalnız yarılma zamanında değil, asıl olarak vardır. "Hakk" fiili, "şu şuna daha layıktır, müstehaktır" gibi layık olma mânâsına kullanıldığı zaman, ve gibi mechul edilgen kipiyle kullanılır. Lakin mechul şekliyle okunan her fiilin o mânâdan olması gerekmez. Gerekli olma ve gerekli kılma mânâsında veya ile mef'ultümleç alır, ve gibi. Burada lâm ve alâ bu iki mânâdan şöyle tefsir olunmuştur Yani "Gök boyun eğmeye, karşı çıkmamaya layık kılınmıştır." demek olup mânâ, her mümkünün ilâhî kudrete boyun eğmesinin gerekli ve hak olduğunu ilândır. Yahut yani, "Allah, kendisine boyun eğmeyi gök üzerine vacip kılmıştır. Dolayısıyla göğün ona boyun eğmesi haktır, vaciptir." Yine bu mânâlarda olarak "Olayın dehşetinden dolayı ona yarılma vacip olmuştur." diye de tefsir edilmiştir. Bu durumda cümlesinin başındaki "vav" atıfa bağlaç olup cümle 'nın etki sahasına girmiş olur. Bunun üçü de yarılmanın gerçekleşeceğini vurgulamış ve bunun neticesinde olacak olan olaylara geçmemiş oluyor. Biz ise bundan daha başka bir mânâ anlıyoruz. Şöyle ki "Rabb'ini dinlediği zaman" sözü, yalnız yarılma emrini değil, onunla beraber meleklerin inmesi ve diğer ilâhî hükümlerin yerine getirilmesi gibi, yarılmaya bağlı olarak meydana gelecek ilâhî emirlere boyun eğme ve itaat yani, "Onlar buluttan gölgeler içinde Allah'ın azabının ve meleklerin gelmesini mi bekliyorlar?" Bakara, 2/210 ve "Melekler göğün kenarındadır. Onların üzerinde o gün Rabb'inin Arş'ını sekiz melek taşır."Hâkka, 69/17 mânâlarına işaret; "hak oldu" da, "el-Hâkka"dan olup büyük olaylar ve felaketlerin olacağı kıyamet gününün gerçekleşmesi veya hakkın galip gelmesi ve hakkı yerine getirme mânâlarından biriyle, yani "göğe hâkka kıyamet vaki olduğu veya gök haklandığı Hakk'ın emrine mağlup olup hak yerne getirildiği vakit" demek olarak "iş bitirildi." Bakara, 2/210 ve "Rabb'inin emri geldiğinde ve melekler saf saf dizildiğinde." Fecr, 89/22 mânâlarına işaret olması daha faydalı ve beliğ olacağı kanaatindeyiz. 3. Ve yerküre uzatılıp genişletildiği zaman, dağları ve dereleri yerle bir edilip düzlendiği, "Yerlerini dümdüz bomboş bırakcaktır. Onlarda ne bir iniş, ne de bir yokuş göremiyeceksin." Tâhâ, 20/22 âyetinin ifade ettiği gibi düzletildiği veya çekilip uzatılarak sahası çoğaltılıp genişletildiği vakit, 4. Ve içinde ne varsa attığı ölüleri kabirlerinden fırlattığı, "Yer ağırlıklarını çıkardığında." Zilzal, 99/2 âyeti gereğince içindeki ağırlıklarını, define ve madenlerini döktüğü vakit. Said b. Cübeyr gibi bazı âlimler, definelerin çıkarılması Deccâl'in çıkması sırasında olmasına dayanarak burada yalnız "ölüleri dışarı attığı zaman" mânâsı vermişler ise de Katâde'den rivayet edilen öncekidir. Ve tamamen boşaldığı vakit. Alûsî'nin naklettiği üzere Ebu'l-Kasım Cîlî "Dibac"ta İbnü Ömer'in Hz. Peygamber şöyle rivayet ettiğini yazmıştır "Ben, yer, kendisinden yarılacak olanların ilkiyim. Hemen kabrimde doğrulup otururum ve yer benimle hareket etmeye başlar. "Ne oluyorsun?" derim. "Rabb'ım bana içimdekini atıp boşalmamı, boşalıp da vaktiyle bende hiçbir şey yok iken olduğum gibi olmamı emretti" der. İşte bu, yüce Allah'ın âyetinin mânâsıdır. 5. Öyle boşaldığı ve Rabbini dinleyip haklandığı vakit. Bunda da söz önceki gibidir. 'nın tekrarı, göğe ait olanlarla yerküreye ait olanların bir tür özellikle ayrıldığına, yani yarılma ve hak olma olayının iki aşamasına işaret içindir. Bu lar, bir taraftan yukarıki sûrenin sonuna, bir taraftan da bundan sonrasına bağlı gibi düşünülebilmek üzere, cevabı bir bakıma söylenmemiş, bir bakıma da söylenmiş denilebilecek bir üsluptadır. Onun için bazıları bu 'ların şart mânâsından soyutlanarak zaman zarfı olduğunu ve cevaba muhtaç olmadığını söylemişlerdir ki bu durumda "yukarıda söz edilen cezalandırma ne vakit?" şeklinde mukadder bir soruya karşı "gök yarıldığı zaman.." diye cevap olabilir. Bazıları da bu 'ların şart mânâsında olduğunu, korkutma mânâsı ifade etmek için cevabının zikredilmediğini söylemişlerdir ki, "o zaman neler neler olacak, şimdi açıklanacak gibi değil" demek olur. Bazıları Tekvîr ve İnfitar sûrelerindeki karinelerinden Tekvîr, 81/14; İnfitar, 82/5 faydalanarak "o vakit herkes ne yaptığını anlar" demektir demişlerdir. Bazıları da ve fiillerinin mânâsı içinde cevap vardır demişlerdir. Fakat en doğru cevap, şu iki âyetten birinin mânâsında mevcuttur. 6. Ey insan! Haberin olsun ki sen, Rabbine doğru çabalar da çabalarsın. KEDH, tırmalamak ve kendisine etki edecek şekilde hayır veya şer bir işe emek verecek ciddiyet ve gayretle çalışıp çabalamak mânâlarına gelir ki burada bununla tefsir edilmiştir Yani, bütün hayatında ölüm ve ondan sonra Rabb'inin acı veya tatlı ereceğin emrine doğru didinir çabalarsın. Nihayet ona kavuşursun. İşte Ahfeş ve Müberred gibi bazıları, ların cevabı, "sen ona kavuşacaksın" mânâsına bu 'dir demişlerdir. Bazıları da bu âyetin cevap makamında olduğunu söylemişlerdir. Diğer bazıları da bunu şart ve cevap arasında bir cümle-i mu'tarıza ara cümlesi sayıp ların asıl cevabının şu olduğunu söylemişlerdir ki en yakışanı da budur. 7. O vakit kitabı sağ tarafından verilen, amel defteri veya mahkeme sonucunu bildirir belge sağ eliyle veya sağ eline verilen Geniş bilgi için Hâkka Sûresi'nin tefsirine bkz. 8. hemen bir kolay hesap ile hesaba çekilir, geçer. HİSAB-I YESİR, hiç tartışılmayan kolay bir hesap ki Resulullah bunu, "arz" ve "sâde kitaba bakılıp geçiştirilmek"le tefsir etmiştir. Buharî, Müslim, Tirmizî ve Ebu Davud, Hz. Aişe'den rivayet etmişlerdir Hz. Peygamber "Hesaba çekilip de helak olmayan kimse yoktur." buyurdu. Ey Allah'ın Resulü dedim, yüce Allah beni sana feda kılsın, "Kitabı sağından verilen kolay bir hesap ile hesaba çekilecek." buyurmuyor mu? Buyurdu ki "Bu, arzdır. Arz olunurlar. Her kimin hesabı tartışmalı geçerse helak olur." Bir de İmam Ahmed, Abd b. Humeyd, İbnü Merduye ve Hakim sahih diye yine Hz. Aişe'den rivayet etmişlerdir ki Resulullah dinledim. Namazının bazısında "Allah'ım! Beni kolay bir hesapla hesaba çek." diyordu. Namazdan çıkınca, "Ey Allah'ın Resulü! dedim, kolay hesap nedir? Buyurdu ki "Kitabına bakılıp da geçiştirilivermesi, yani günahlarının af olunuvermesidir." 9. Hesabı kolay geçer ve sevinçli olarak ehline döner. Sevinerek "alın okuyun kitabımı." Hâkka, 69/19 der. Ehli, müminlerden olan dostları ve yakınları ile yüce Allah'ın cennette özel olarak onun için hazırladığı huriler ve hizmetçilerdir. 10. Ama kitabı sırtının ötesinden verilen. Hâkka Sûresi'nde "sağından"Hâkka, 69/19 karşılığında "solundan"Hâkka, 69/25, burada ise "sırtının ötesinden" denilmesi ikisinden de maksadın aynı olduğunu gösterir. İkisinde de terslik, uğursuzluk, zorluk, hakaret ve tehlike mânâsı vardır. Onun için diye tefsir edilmiş, arkalarından sollarına verilir denilmiştir. Bazıları da sağ eli boynuna, sol eli arkasına bağlanıp kitabı arkasının ötesinden verilir demişlerdir. Soldan verilmesi uğursuzluk ve tersliğine, arkasından verilmesi de "Kuşkusuz kendi yüklerini ve o yüklerle beraber daha birçok yükleri de yükleneceklerdir." Ankebut, 29/13 âyetinin mânâsı üzere, o kitabın hükmüne göre günahları sırtlarına yükletilmek mânâsıyla cezalarının ağırlığına, yahut "sol", amellerinin solaklığıyla kazançlarının tersliğine, "verâe zahrihi" yani "sırtının gerisinden" ifadesi de "Onu sırtlarının arkasına attılar." Âl-i İmran, 3/187 âyetinin gösterdiği gibi dünyada Allah'ın kitabını arkalarına atıp zıddına gittikleri veya kendi işlerini kendileri görmeyip arkalarından bekledikleri için ahirette hükümleri duyurulurken yüzlerine bakılmayarak ümit ve beklentilerinin aksine ve hatır ve hayallerine gelmez bir biçimde aleyhlerine olarak arkalarından duyuralacağına da işaret olur ki, bu son mânâ biraz sonra gelecek olan "çünkü o zannetti" gerekçesinden de anlaşılır. 11. Böyle kitabı arkasından verilen yetiş ey helak! diye bağırır. SÜBÛR, helâk demektir. Yani, "Vâ Sübûra! Ey helak! Nerdesin, gel yetiş imdadıma. Helak olayım da bu dertten kurtulayım." diye feryat eder. 12. Ve cehenneme girer. 13. Çünkü o, ehli içinde sevinçli idi. Dünyada, evinde, ailesi, kavmi içinde rahat ve refah içinde, keyfi yerinde, zevk ve sefasında idi. Ahireti ve işin sonunu düşünmez, gam ve keder içinde sıkıntı çekenlere acımaz, dünyanın uğrayacağı değişiklikleri hesaba katmaz idi. 14. Çünkü o zannetmişti ki asla dönmeyecek, değişikliğe uğramıyacak; neşesi kedere çevrilmeyecek, ölmeyecek, hiç azap çekmeyecek ve sorumlu olmayacak sanmıştır. HAVR, bir olgunluktan sonra eksilmeye ve yok olmaya dönme ve değişme mânâlarına gelir. Nitekim bir hadis-i şerifte, "Çokluktan sonra yokluktan Allah'a sığınırız." buyrulmuştur ki sarık sarıldıktan sonra tersine çözülüp bozulması gibi arttıktan sonra eksilmeye, olgunluktan sonra yok olmaya, durumun iyi olmasından sonra bozulmasına, ilerledikten sonra gerilemeye dönmek ve değişmek demektir. Burada buyurulduğu üzere ölmek ve daha sonra dirilmek suretiyle Allah'a dönmektir. 15. Hayır. Onun zannettiği gibi değil, iş onun keyfine kalayacak, değişime uğrayacak, Rabbine dönecektir. Çünkü Rabbi onu görmektedir. Bütün yaptıklarını görüp gözetip duruyor. Dolayısıyla onu kaçırmaz. Her ne olursa olsun onu çevirecek, hesabını görüp cezasını verecektir. 16. "Şimdi yemin olsun..." Âyetin başındaki "fâ" geçen açıklamalara göre neticeyi kollara ayırmak ve anlatmak içindir. "Şafağa". ŞAFAK, akşam güneş battıktan sonra ufukta görünen kırmızılığın adıdır. Aslı tül gibi incelik mânâsındandır, denilir ki, inceliğinden dolayı tutunamıyan şey demektir. Kalbin inceliği mânâsına "şefekat" ve korku mânâsına "işfâk" da hep bu incelik mânâsındandır. Türkçe'de şafak; fecr, yani sabahın tanı mânâsına da yaygın olmuş ise de bu âmiyâne bir tabirdir. Arapça'da ve bir din ve gökbilimi terimi olarak şafak, fecrin karşılığı olarak güneş battıktan sonra görünen kırmızılıktır ki akşam namazı vaktidir. İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri'ne göre kırmızılıktan sonraki beyazlıktır ki Ebu Hureyre ve Ömer b. Abdülaziz'in görüşleri de budur. İmam-ı Azam'ın çoğunluğun görüşüne döndüğü de rivayet edilmiştir. Ayrıntıları "Hidâye" etrafında yazılıdır. O beyazlığın yok olmasıyla ittifakla yatsı namazı vakti girmiş olur. 17. Burada maksat, dünya hayatı ile sevinenlere karşı, her günün sonunda bir akşamın gelmesi şeklinde halden hale geçmekte olan âlemin değişimindeki manzaraların farklılığını duyurmak olduğu için önce akşamın kırmızı şafağına, ikinci olarak geceye ve onun kapsadığı şeylere yemin edilmiş. VESAK, eklemek, derleyip toplamak, biriktirip yüklenmek mânâsınadır. Nitekim altmış sa' altmışbin dirhem ağırlık, bir deve yükü topladığı için bu kadar yüke "vesak" denilir. Burada da, gecenin derleyip topladığı, kapsadığı şeyler demek olur. Bu kelimenin iftial babına nakledilmiş şekli olan ittisak da, ki aslı "ivtisâk"tır, derli toplu, düzgün ve intizamlı olmak mânâsına gelir. 18. Üçüncü olarak da derlenip toplanarak düzgün bir dolunay olduğu zaman Ay'a yemin edilmiş ve şöyle buyrulmuştur 19. Elbette ve elbette siz kattan kata bineceksiniz. Şafağın, gecenin ve kapsadığı şeylerin ve ayın halden halde geçmesi gibi siz de halden hale, tabakadan tabakaya, veya nesilden nesle uyum sağlayan birbirinden üstün değişmelere binecek, açıklandığı üzere sonunda Rabb'inize gideceksiniz. TABAK kelimesi aslında uygun gelme ve uygun kavramlarıyla birçok mânâya gelir. Kamus yazarının "Besair"de beyanına göre bu madde iki veya daha çok katı olan şeyleri ifade eden isimlerden olup aslında bir şeyi diğer bir şeyin miktarınca üstünde kılmak mânâsınadır. Sonraları o üste konulan şeyi ifade etmede ve bu münasebetle bir şeye uygun olan şey mânâsında, daha sonraları derece ve mevkide, hal ve durumlarda kullanılır olmuştur. Bu şekilde bir şeyin kapağına veya örtüsüne, bir çiftin teki gibi diğerine uygun olan şeye, tabak ve sini dediğimiz kaplara, "tabaka"nın çoğulu ve cins ismi olarak tabakalar ve mertebeler mânâsına ve özellikle bir ilerleme düşüncesiyle bir duruma uygun olan diğer bir duruma, millet ve asır mânâsına, yirmi seneye, bel kemiklerinin arasındaki yufka gibi uyum kemiklerine ve Cebel-i Zühre'ye tabak denilir. Burada daha ziyade "bir diğerine uygun halden hale geçeceksiniz" diye tefsir edilmiştir ki en kapsamlı mânâsı budur. Bazıları uygunluğu, olayın dehşetinde uygunluk ile kayıtlamışlar ise de bu açık değildir. Birçokları tabakanın çoğulu olarak tabakalardan tabakalara, bazıları milletten millete, asırdan asıra demişler, bazıları da yimi seneden yirmi seneye olacak değişikliklere işaret olduğunu söylemişlerdir. Naim b. Hammad'ın ve Ebu Nuaym'in rivayet ettiklerine göre Mekhul demiştir ki "Her yirmi senede, daha önce bulunmadığınız bir durumda bulunursunuz." İbnü Münzir'in ve İbnü Ebi Hatim'in rivayetinde de, "her yirmi senede, daha önce yapmamış olduğunuz bir iş ortaya çıkarırsınız" denilmiştir. Bazıları da bir zamandaki insan topluluğu mânâsına "ümmetten ümmete" demişlerdir. Nitekim amcası Abbas b. Abdulmuttalib Hz. Peygamber medhederken şöyle demişti "Sen doğduğun vakit yeryüzü aydınlandı ve nurunla ufuk parladı. Bir babanın sulbünden ana rahmine geçiyordun. Bir âlem geçince bir tabak ortaya çıktı". Yani yeni bir nesil, geçenlerin hepsinden üstün, birbirine uygun gelişen bir toplum ortaya çıktı demektir. Bunların hepsi insanların gerek birey, gerek toplum itibarıyla hayatta sabit bir durumu olmayıp ölüm ve ahirete doğru Allah'a dönünceye kadar halden hale geçmeye mahkum olduklarını ifade ediyor. Bu şekilde dünyada insan hayatı durumdan duruma ilerleme ve gerilemeye giden devamlı bir değişim demek olduğu ve bunun için beyan olunduğu üzere neticede Allah'a varıp hesap vermek kaçınılmaz bulunduğu anlatılmış oluyor. RÜKÛB , halden hale geçme ve birbirine ulaşmaktan mecaz veya hakikati üzere olup hal mecaz olarak binilendir. Bir halin diğer hale uygunluğu demek, ikinci halin öncekine belli bir hadde ulaşması veya üstün gelmesidir. Yoksa bütün zat ve niteliklerde bir veya benzer olması değildir. Zira mutabakat zat ve mahiyette değil, yan özelliklerde olur. Dolayısıyla biri elem biri lezzet, biri hayat biri ölüm gibi farklı durumların birbirlerine bir mertebe de mutabakatı olabilir. Bununla beraber ikisi de elem, ikisi de lezzet olmak gibi aynı cinsten iki halin zaman ve mekan veya derece farkıyla üst üste gelip uyuşması da olabilir. Bu şekilde "rükûb" ve "tabak" kelimelerinin ifade ettiği mânâda bir yolculuk, ya yukarı veya aşağı giden bir değişimin tasviri ve coşkunluğu vardır. Halin birisi dünya, birisi ahirettir. Dünya bir değişim âlemi, bir geçit; ahiret bir devamlı kalma yeridir. Bu kalış ve duruş da ya cennette veya cehennemde olur. "Elbette bineceksiniz" şeklindeki hitap herkese olduğuna göre verilen bu haberde, değişimin ileri veya geri olabilmesi itibariyle bir yandan vaad, bir yandan tehdit mânâsı vardır. Hitap Hz. Peygamber ve müminlere olduğuna göre bunda hem kesin bir vaad hem de İslâm'ın ilâhî emirle uyum sağlamak suretiyle Allah'a dönmek için daima ahirete doğru yükselme ruhunu telkin eden ve zaferden zafere götürecek olan yüksek bir ilerleme prensibi vardır ki Allah'tan başka hiçbir gayede durulmasını caiz görmez. Bu, din ruhunun donmuş ve körü körüne bir görenekle geçmişe ve içinde bulunulan âna saplanıp kalmaktan ibaret bir tembellik hissi değil; düzensiz, uyumsuz, gayesiz giden ve hiçbir ilerleme elde etmeyerek her adımında ilkel kalan perişan bir yenilenme ve değişim hevesi de değil, başlangıçtan sona kadar aşama aşama bir intibak düzeni içinde Allah için daima ileri gitmek ve Allah'a kavuşma gayesine ermek isteyen bir ilerleme aşk ve imanı ile hareket olduğunu anlatır. Onun için bir hadis-i şerifte "İki günü eşit olan aldanmıştır." buyurulmuştur. Bunda insanı bütün değişimlerin üstüne çıkaracak bir ilerleme ilkesi, bir yükselme vaad ve müjdesi bulunduğuna özellikle ayın derlenip toplanarak düzgün olduğu zamana yemin edilmesiyle de işaret edilmiş demektir. Bundan dolayı "bâ"nın fethasıyla tekil olarak "elbette bineceksin" kırâetine göre hitap öncelikle Peygamber ait olarak Resulullah Mirac gecesinde olduğu gibi gökten göğe, dereceden dereceye, rütbeden rütbeye ilâhî yakınlığa doğru yükselmesi vuku bulacağını vaad ve müjdeleme olduğu dahi İbnü Abbas ve İbnü Mesud'dan rivayet edilmiştir. "geceye ve kapsadıklarına yemin olsun" şeklindeki yeminin de bununla özel bir ilgisi vardır. Buhârî'de Mücahid'in yaptığı rivayete göre İbnü Abbas "halden hale demektir" demiştir. "Bu sizin peygamberinizdir." dedi şeklindeki rivayet de bunu gösterir. Şu halde "bâ"nın zammesiyle çoğul olarak "elbette bineceksiniz" kırâeti de peygamberle beraber onun ardından giden müslümanlara hitap olarak, onların da peygambere uymaları oranında halden hale, tabakadan tabakaya hakkın yakınına yükselecekleri haber verilmiş ve aksine gidenlerin o değişimler içinde yenilip kahredilecekleri anlatılmış olur. Kısacası, bu âyette, halden hale veya tabakadan tabakaya ilerleme, her yüz senede veya her yirmi senede bir değişme ve yenilenme ile mutabakat kavramlarıyla ilgili "tabak" ve "rükub"un mânâlarında, hayatın ileriye veya geriye gitmesi hususlarında kanun olan önemli hakikatlar vardır. "Hayat, çevre ile uyum sağlamaktır." diye düşünüldüğüne göre de en yüksek hayat, en yüksek çevreye uyum sağlamak demek olur. En yüksek çevre ise, "her şeyi kuşatıcı"Fussilet, 41/54, "Evvvel ve Âhir, Zahir ve Batın, her şeyi bilici"Hadid, 57/3 ve "nerede olursanız sizinle beraber." Hadid, 57/3 olan yüce Allah'tır. Dolayısıyla en yüksek hayat, her ne olursa olsun yüce Allah'ın emriyle uyum sağlayarak ona kavuşma ve yükselmekle olur. O yükseliştir ki, "Ahiret yurdu ise kuşku yok ki gerçek hayattır, eğer bilselerdi." Ankebut, 29/64 buyurulan ahiret hayatı mutluluğunun son noktasıdır. Nitekim bir önceki sûrede "mukarreb" yani Allah'a yaklaştırılan kulların o Tesnim kaynağından içecekleri açıklanmıştı. Ona yükselmek için de ondan öte hiçbir gaye ve maksatta durup kalmamak, her değişim ve başkalaşım adımında ancak onun emrini nazar-ı itibara alarak yürümek ve lüzumunda onun yoluna can vermekten çekinmemek gerekir. Çünkü her ne yapılırsa yapılsın, bir değişme âlemi olan dünyanın hiç bir şeyinde devamlı kalma ihtimali yoktur. Onun göğü de yeri de Allah'ın emrine boyun eğecek; bâki, ancak azamet ve ikram sahibi olan Rabbin zatı kalacaktır. Allah'a gönül rızasıyla gitmek istemeyen nasıl olsa zorla gidecek ve o kıyametin şiddet ve dehşeti içinde onun ikramından yoksun, azametine mahkum olacaktır. 20. O halde bu insanlara ne oluyor da iman etmiyorlar?. Hakikat böyle iken, yani beyan olunduğu üzere bu dünyada değişim kesin, halden hale geçerek ahirete gitmek ve Hakk'ın huzurunda hesap vermek zarurî olduğu ve iman edenlere o güzel sonuç vaad edilmiş bulunduğu halde nelerine güvenirler de Allah'a, peygamberine ve ahirete iman etmezler!? İman edip de o güzel sonuca ulaşmak için güzel ameller işlemezler? İman etmemekle ne kazanırlar? Allah'a gitmekten kaçınmakla bulundukları halde kalacaklarını ve değişime uğramayacaklarını mı zan ederler? 21. Karşılarında Kur'an okunduğu vakit secde etmezler, boyun eğmezler, gerçeği kabul etmezler, Allah'ın emir ve yasaklarına itaat edip uymazlar, secde etmeleri gerekirken secde etmezler. Hz. Peygamber bir gün "secde et ve yaklaş"Alâk, 96/19 âyetini okumuş ve secde etmiş, beraberinde bulunan müminler de secde etmişlerdi. Kureyş de başları ucunde el çırpmış ve ıslık çalmışlardı. Bunun üzerine bu âyet indi diye rivayet edilmiştir. İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri bununla, burada tilavet secdesinin vacip olduğu neticesini çıkarmıştır. Şâfii de sünnet demiştir. İbnü Abbas "Mufassal sûrelerde yani Kur'ân-ı Kerim'in son taraflarında kısa ve besmeleli fasılaları çok olan sûrelerde secde yoktur." diye rivayet edilmiş ise de Ebu Hureyre burada secde etmiş ve "Vallahi, Hz. Peygamber bunda secde ettiğini gördükten sonra secde ettim." demiştir. Enes de demiştir ki Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali arkalarında namaz kıldım, hepsi de secde ettiler." Yani namazda bu sûreyi okudular, burada özellikle tilavet secdesi yaptılar. Bununla beraber sûrenin sonuna kadar okunup da rükua gidilecek olursa namazın rüku ve secdesini yapmakla tilavet secdesi düşer. Vacip değildir." diye Hasen'den gelen rivayetin dayanağı da bu olsa gerektir. 22. Hatta inkâr edenler yalanlıyor da, Kur'ân'a ve ahirete yalan diyorlar. 23. Oysa Allah, içlerinde ne saklıyorlar biliyor. YÛ'ÛN, kap manasına gelen vi'â kökünden türetilmiş if'al babından muzari geniş zamanlı bir fiildir. Mazi geçmiş zamansi "kaba doldurup sakladı" cümlesinde olduğu gibi "ev'â" dır. Yani, yalanlarlar iken gönüllerinde ne gibi gizli fikirler, bozuk inançlar, fena maksatlar besliyorlar, doğrulamaları gerekirken neden dolayı yalanlama yoluna gidiyorlar, yalanlama ile neler kazanmak, kaplarına neler doldurmak, müminlere neler yapmak, defterlerine neler yazdırmak istiyorlar, hepsini Allah tamamıyla biliyor. 24. Onun için kâfirleri elem verici bir azap ile, müjdele de onunla sevinsinler! İnşikak Suresi 19. ayeti ne anlatıyor? İnşikak Suresi 19. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...İnşikak Suresi 19. Ayetinin Arapçasıلَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍۜ İnşikak Suresi 19. Ayetinin Meali AnlamıEy insanlar siz, tabakadan tabakaya binecek, biri diğeriyle bağlantılı halden hâle Suresi 19. Ayetinin TefsiriAllah Teâlâ burada şafağa, gece ve içindekilere, dolunay halindeki aya yemin eder. Şafak, güneş battıktan sonra ufuktaki kızıllığın adıdır. Bu kelimenin gündüz mânası da vardır. “Gecenin içindekiler”den maksat, “karanlık, gecede yapılan iyi veya kötü tüm işler, gecede meydana gelen olaylar”dır. Şafak, gece ve dolunay, bu üç kelime aydınlıkla karanlığın bir arada bulunduğu zamanları ve kolay veya zor, iyi veya kötü çeşitli halleri ifade eder. Bunlara yemin edilerek, insanların gerek dünya hayatında gerekse kıyamet gününde birçok değişimler geçirecekleri, halden hale geçecekleri vurgulanır. Görüldüğü gibi üzerine yemin edilen varlık ve olaylarla insanın geçireceği değişim arasında sağlam bir irtibat bulunmaktadır. İnsanların tabakadan tabakaya binmesi, halden hale geçmesi hakkında şu izahlar yapılabilir Öncelikle insanın topraktan başlayıp devam eden yaratılışı tabaka tabaka, yani safha safhadır Toprak, çamur, çamurdan bir öz, menî, nutfe, alaka, mudğa, kemik, et, ruhun üflenmesi, şekilsizlikten güzel bir şekle bürünüş ve bambaşka mükemmelikte bir yaratılış, bebeklik, çocukluk, ergenlik, gençlik, olgunluk, yaşlılık ve ölüm. bk. Hac 22/5; Mü’minûn 23 12-14; Rûm 30/54; Mü’min 40/67 Dolayısıyla o hep gelişim ve değişim halindedir. Bir an bile aynı kararda durmamaktadır. Ölüm sonrası hayatı da böyledir. Kabir hayatı, dirilme, he­sap, ceza, cennet ya da cehennem. Orada da tekâmül yani cennette haz ve zevklerin derinleşmesi, nimetlerin daha da güzelleşmesi, Allah’a yakınlaşmanın artması veya tedenni yani cehenemde azabın gün geçtikçe daha acı ve çekilmez hale gelmesi devam eder. Mamafîh âyette insanlığın tarih boyunca geçirdiği medenî, kültürel, siyasî farklılaşmalara ve değişik safhalara da bir işaret bulunduğu söylenebilir. Bütün bunları yapan üstün kudret, şüphesiz Cenâb-ı Hakk’ın kudretidir. Dolayısıyla hem üzerine yemin edilen varlık ve olaylar, hem de insanın fert ve toplum olarak maddeten ve mânen geçirdiği safhalar, öldükten sonra dirilmenin olabileceğini ispatlayan açık delillerdir. Durum bu kadar açık ve ortada olduğu halde, hâla bir kısım insanlar âhirete inanmamakta direnmektedirlerİnşikak Suresi tefsiri için tıklayınız...Kaynak Ömer Çelik Tefsiriİnşikak Suresi 19. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız... İslam ve İhsan وَاللَّيْلِ وَمَا وَسَقَ Velleyli ve ma veseka. Kelime Okunuşu Anlamı Kökü وَاللَّيْلِ velleyli ve geceye Abdulbaki Gölpınarlı Abdulbaki Gölpınarlı Ve geceye ve gecenin kapladıklarına. Abdullah Parlıyan Abdullah Parlıyan geceye ve gecenin derleyip topladığı herşeye, Adem Uğur Adem Uğur Geceye ve onda basan karanlığa, Ahmed Hulusi Ahmed Hulusi Geceye ve toplayıp taşıdığı şeye, Ahmet Varol Ahmet Varol Geceye ve topladıklarına, Ali Bulaç Ali Bulaç Geceye ve toplayıp-taşıdığı şeylere, Ali Fikri Yavuz Ali Fikri Yavuz Geceye ve bürüdüklerine, Bayraktar Bayraklı Bayraktar Bayraklı 16-19 Hayır! Şafağa, geceye ve onun topladığı şeylere, dolunay şeklini alan Ay`a yemin ederim ki siz halden hale geçersiniz. Bekir Sadak Bekir Sadak Geceye ve gecenin icinde olan seylere and olsun; Celal Yıldırım Celal Yıldırım Geceye ve insanlarla hayvanların dinlenmeleri için derleyip topladığına da yemin ederim.. Cemal Külünkoğlu Cemal Külünkoğlu 16-19 Hayır boşuna yaratıldığınızı zannetmeyin! Yemin ederim akşamın alaca karanlığına, geceye ve gecenin içinde barındırdığına, dolunay hâlindeki aya ki, muhakkak siz bir durumdan diğerine uğratılacaksınız tabakadan tabakaya bineceksiniz. Diyanet İşleri Diyanet İşleri Geceye ve içinde topladıklarına, Diyanet Vakfı Diyanet Vakfı 16-19 Hayır! Şafağa, geceye ve onda basan karanlığa, dolunay olmuş aya yemin ederim ki, halden hale geçersiniz. Edip Yüksel Edip Yüksel Gecenin topladığına, Elmalılı Hamdi Yazır Elmalılı Hamdi Yazır Geceye ve içinde barındırdığı şeylere, Fizil-al il Kuran Fizil-al il Kuran Geceye ve gecenin içinde barındırdığına. Gültekin Onan Gültekin Onan Geceye ve toplayıp taşıdığı şeylere, Harun Yıldırım Harun Yıldırım Ve geceye ve onun topladığı şeylere, Hasan Basri Çantay Hasan Basri Çantay O geceye ve onun sinesinde derleyip topladığı şey ler e, Hayrat Neşriyat Hayrat Neşriyat 16-18 Yemîn ederim o şafağa akşamın kızıllığına! Geceye ve karanlığındatopladığı şeylere! Nûrunu toplayıp dolunay hâline geldiği zaman, aya! İbn-i Kesir İbn-i Kesir Geceye ve derleyip topladığı şeye; İlyas Yorulmaz İlyas Yorulmaz İlerlediği zaman geceye. İskender Ali Mihr İskender Ali Mihr Ve geceye ve örttüğü barındırdığı şeylere yemin ederim. Kadri Çelik Kadri Çelik Geceye ve toplayıp taşıdığı şeylere. Muhammed Esed Muhammed Esed Ve geceyi, onun safha safha gözler önüne serdiklerini, Mustafa İslamoğlu Mustafa İslamoğlu ve geceyi ve toplayıp kaydettiklerini, Ömer Nasuhi Bilmen Ömer Nasuhi Bilmen Ve geceye ve topladığı şeye, Ömer Öngüt Ömer Öngüt Andolsun geceye ve derleyip topladığı şeylere! Sadık Türkmen Sadık Türkmen Geceye ve derleyip topladığı şeylere Seyyid Kutub Seyyid Kutub Geceye ve gecenin içinde barındırdığına. Suat Yıldırım Suat Yıldırım Gece ve gecenin barındırdığı, şeyler hakkı için, Süleyman Ateş Süleyman Ateş Geceye ve gecenin bağrında topladığı şeylere, Şaban Piriş Şaban Piriş Geceye ve kapladıklarına.. Tefhim-ul Kur'an Tefhim-ul Kur'an Geceye ve toplayıp taşıdığı şeylere, Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Nuri Öztürk Geceye ve derlediğine, Yusuf Ali İngilizce Yusuf Ali İngilizce The Night and its Homing;

inşikak suresi 19 ayet tefsiri